Uzun zamandır hakkında konuşulan Bergen filmini izledim ve söz verdiğim gibi yorumumu yazıyorum. Sosyal medyadan beni takip edenler beklentimin büyük olduğunu biliyorlar, evet büyük bir beklenti içindeydim. Filmin gala görüntüleri ne kadar hoşuma gitmese de aynı beklenti ile gidip izledim. O konuya da değineceğim. Filmin Künyesi Her zaman olduğu gibi önce filmin künyesine bakalım. Yönetmenler Caner Alper , Mehmet Binay. Senaristler Yıldız Bayazıt , Sema Kaygusuz. Yapımcılar Mine Şengöz , Cengiz Keten. Filmin proje aşamasında başrol oyuncusu kim olacak bekleyişi vardı hatırlarsanız. Serenay Sarıkaya muhtemel isimlerden biriydi ama bana göre böyle bir rol için uygun değildi. Sarıkaya’yı dram sahnelere çok yakıştırmıyorum, bu da benim şahsi fikrim. Sonuçta Farah Zeynep Abdullah ile anlaşıldı ve çekimlere başlandı. Erdal Beşikçioğu, Nergis Öztürk, Tilbe Saran ve kıymetli başka oyuncular da kadrodaydı. Bergen’in hayatı evet büyük dram. Hayattan koparıldığı günden bugüne 33 yıl geçmiş olmasına rağmen bu ismi bilmeyen yok. Durum böyle olunca olunca filmin hakkını vermek de büyük meziyet, büyük sorumluluk. Bana göre ekip bunu başarmış. Büyük beklenti ile izlediğim filmden çıkarken doymuş olarak çıktım, hazmetmek biraz zaman aldı. Farah Zeynep Abdullah Farah Zeynep Abdullah’ın iyi bir seçim olduğunu görmüş oldum, muhteşem bir performans sergiledi. Üniversite öğrencisi Bergen’i oynarken de, darp edilirken de, acı çekerken de, mutlu olurken de sahiciydi. Kezzap sahnesini ve öldürülme sahnesini göstere göstere çekmemelerini çok takdir ettim. Oysa ki bu sahneler joker sahnelerdir ve yönetmenler tarafından tercih edilir. Filmde fiziki detaylar çok başarılı olmuş. Bergen’in gözünü kaybettiği dönem sonrası ilk sahneye çıkışında salonun yarısı dağıldı bana göre, ağlayanların seslerini duydum. Çünkü Bergen’in o tanıdığımız görüntüsü birebir karşımızdaydı. Sarı saçlarındaki o kabarık, kıvırcık detaylar bile birebir yapılmıştı. Makyajlar zaten tartışmaya kapalı. Suzan Kardeş hüneri… Filmde TRT’nin Bergen ile yapmış olduğu, sahne sonrası röportajının da bir köşede görünmesi harika bir detaydı. Oryantal Nadire karakterini canlandıran Nergis Öztürk’ü ayrı alkışladım. Bir insan her rolü nasıl bu kadar başarılı oynayabilir? Katil Hala Konuşuyor Bazı platformlarda, katilin çıkıp konuşması konusuna gelelim. “Yine olsa yine yaparım, pişman değilim” demesi çok sağlıklı bir ruh hali değil. Söylediklerinin gerçek olduğunu kabul edelim. O boşanmak istedi, Bergen yalvardı diye düşünelim ki iddiası bu. Seni defalarca aldatmış bir kadını defalarca affedip bir araya gelmek de sağlıklı bir ruh hali değil. Hele 4 erkek çocuğuna istismar suçundan ceza evine girmiş birinin haklı mı haksız mı tartışması da hiç normal bir durum değil. Geçelim… Bir de Mahsun Kırmızıgül’ün oyuncunun kendi sesi ile okumasına eleştiri geldi biliyorsunuz. Özcan Deniz, Kırmızıgül’e katılmadığını belirtti. Ben de katılmıyorum, doğru olan yapılmış. Yönetmene Not Yönetmenlere küçük bir notum olacak: Arasaydınız bence bilyesiz kapağı olan bir rakı şişesi bulabilirdiniz. O yıllarda rakı şişelerinde bilye yoktu, çok sonra yapıldı. Şarkıcının Acıların Kadını isimli şarkısını filmde duyamadık. Şarkı sahipleri ile anlaşma mı sağlanmadı acaba? Böyle belirleyici bir şarkının dahil edilmemiş olması ilgimi çekti. Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve bugüne özel film gösterimi kadınlar için öğrenci bileti ederinde satılacak, bilginiz olsun. Kısaca gala gösteriminden de bahsedeyim. Proje ile ilgili hoşuma gitmeyen iki vakadan birisi basın gösteriminin sabahın erken saatinde olmasıydı. Yastığımızı alıp geceden gitmemiz gerekecekti. İkincisi ise gala gösterimindeki görüntüler oldu. Manevi anlamda yükü olan bu projenin galasına taşlı tuşlu gelen bir başrol oyuncusu ve Erik Dalı oynanması pek şık görünmedi bana göre. Yazımın sonunda altını çizerek söylüyorum; Bergen filmini çok başarılı buldum. Bir fırsat bulup tekrar gidip izleyeceğim. Sağlıcakla
Kategori - Köşe Yazarları
Köşe yazarlarının güncel ve arşivdeki tüm köşe yazılarını okumak için Bi’Dolu Magazin’in Yazarlar sayfasını takip edin. Güncel köşe yazılarından geride kalmayın.
Dilber Ay Filmini İzledim!
Uzun süredir hakkında konuşulan, şarkıcı Dilber Ay’ın hayatının anlatıldığı Dilber Ay filmini izledim. Galasına yetişememiştim, gösterime girdiği ilk gün gidip izledim. Öncelikle film hakkında bilmeyenler için bilgi paylaşayım. Yönetmen Hakan Kırvavaç yani Ketche. Senaryoyu Nalan Merter Savaş, Kamuran Süner yazmış. Çok iyi tanıdığımız bildiğimiz oyuncular var ve tabii performansını ilk kez gördüklerimiz de… Dilber Ay’ın gençlik yıllarını Zeliha Kendirci canlandırmış. Olgunluk dönemini de Büşra Pekin. Ay’ın babası rolünde Ayberk Pekcan vardı. Biliyorsunuz Pekcan geçtiğimiz ay hayatını kaybetti. Nursel Köse Dilber Ay’ın ilk kayınvalidesini canlandırıyor. Filmde daha birçok kıymetli isim var. Dilber Ay’ın Hayatı Film, yazımın girişinde de bahsettiğim gibi Dilber Ay’ın hayatını konu alıyor. Çekimlere başlandığı bilgisi geldiğinden bu yana çıkan haberler doğrultusunda beklenti içine girdim. Nasıl bir film olacak? Dilber Ay’ın hayatı tam olarak filme yansıyacak mı? Ne kadar kurgu olacak? Büşra Pekin nasıl bir performans sergileyecek gibi birçok soru vardı aklımda. Filmde gördük ki içler acısı bir hayat yaşamış Dilber Ay. Fazla ekleme yapılmış olsaydı birileri çıkıp mutlaka söylerdi, demek ki gerçeğine çok yakın bir senaryo yazılmış. +13 uyarısı olan bu filmde sınır daha da yükseltilebilirdi. İnsan olanın içinin kaldıramayacağı sahneler vardı. Mesela ilk işkence sahnesinde salonu terk edenler oldu. Çocukluğu gençliği gerçekten büyük acılarla geçmiş, şaşkınlıkla izledim. Dilber Ay ile yıllar önce bir TV kanalında sorun yaşamıştım. O sorunu ciddi boyutlara getirebilirdim, yaşına saygımdan uzatmadım. Hayatını izlerken o olayı düşündüm. Bu kadar acı anılara, travmalara göre aslında o davranışları çok normalmiş. Dilber Ay Filmi Oyuncuları Gelelim oyunculara; hepsi gayet başarılıydı ama bana göre filmin yıldızı Zeliha Kendirci oldu. En zor sahneler ona yazılmıştı ve yıllardır bu işi yapıyormuş gibi gayet başarılı bir performans sergiledi, tebrik ederim. Nursel Köse bana göre her rolün kadını, bayıldım. Gelelim Büşra Pekin’e. İlk günden beri konuşuluyordu, komedi oyuncusu nasıl olacak da dram bir filmde başrol oynayacak? Ben de aynı fikirdeydim. Filmi izledim, yine aynı fikirdeyim. Bir oyuncuya göre zor şarkıları başarı ile seslendirmesi dışında ‘acaba yanlış isim mi” düşüncesi hala geçerli benim için. Bakın yanlış anlaşılmasın; oyunculuğunu eleştirmiyorum. Sadece bu role uygun olmadığını düşünüyorum. Tıpkı Kırmızı Oda’da Doktor Hanım rolüne Binnur Kaya’nın yanlış seçim olduğunu iddia edişim gibi. Bir de filmin büyük bir bölümünde Dilber Ay’ın gençliği işlenmiş, dolayısı ile en acı dolu en iddialı sahneleri Zeliha Kendirci canlandırmış. Pekin’i ise ağırlıklı olarak şarkı söyleme sahnelerinde görüyoruz. Yani bana göre söylendiği gibi Dilber Ay’ı Büşra Pekin değil, Zeliha Kendirci oynamış. Sonuç olarak şarkıcı Dilber Ay’ın hayatını çok etkileyici bulsam da film için çok başarılıydı diyemem. Bunun sebebi belki de beklentimin büyük olmasıydı. Sıra Bergen filminde, evet bu filmden de beklentim büyük. Bergen’i canlandıracak olan Zeynep Farah Abdullah bana göre başaracak. Mart ayında da bunu birlikte göreceğiz. Sağlıcakla…
Altın Kelebek Ödüllerine Tepki Var!
Efendim; geçtiğimiz hafta sonu Altın Kelebek ödülleri sahiplerini buldu. 70li yıllardan bu yana Türkiye’de Hürriyet Kelebek tarafından dağıtılıyor bu ödüller. Adaylar arasından seçimi okuyucular yapıyor. Son birkaç yıldır da bu yarışma bir saç bakım markası ile anılıyor. Hafta sonu Altın Kelebek 47. Defa sahiplerini buldu. Yarışma sonlandıktan sonra, birçok yarışma sonunda olduğu gibi söylentiler başladı. Kim hak etti, kim etmedi? Tabii bana da izleyici tarafından sorular geldi. Ben de herkes gibi fikirlerimi paylaştım. Baktım ki sosyal medya ile olmayacak, köşeme taşıyayım bu konuyu dedim. Çok uzatmadan bazı kategoriler hakkında isabetli ya da isabetsiz kararlar hakkında düşüncemi yazayım. En İyi Kadın Oyuncular En iyi kadın oyuncu kategorisinde Ezgi Mola ve Merve Dizdar ödül aldı. Adaylara baktığımızda onlara zorlayacak tek isim Burcu Biricik olabilirdi. Ve kesinlikle onlar bu ödülü alacak doğru isimlerdi. En iyi erkek oyuncu Çağlar Ertuğrul seçildi. Aday isimlere baktığımda Birkan Sokullu neden seçilmedi diye düşünüyorum. Çok zor bir role büyük başarı ile hayat veriyor. Seçilen isim benim ikinci favorimdi. Bu arada Çağlar Ertuğrul’u Ben Affleck’e benzeten bir ben değilimdir sanırım. En iyi kadın şarkıcı Hadise oldu. Bence olmasaydı iyiydi. Adaylar arasında Demet Akalın varken… Aranılan magazinsel olmak ise Demet Akalın da bu konuda aktif ve üstelik güzel şarkı söylüyor. Hadise’yi diğer adayların yanında şarkıcı olarak göremiyorum. Melek Mosso, Zeynep Bastık daha iyi okuyor mesela. Ama hem magazine yakışması hem şarkıcılığı ile Demet Akalın olmalıydı. Gelelim en ses getiren kategoriye. Yaşam Boyu Onur Ödülü! Ödülü alan İbrahim Tatlıses. İlk tepki gösterenlerden biri de ben! Hatta linç edileceğimi düşünerek gösterdim bu tepkiyi. Şükür ki çoğunluk benim gibi düşünüyor. Muhtemelen ona moral olsun diye verildi bu ödül. Vurulması, sesini kaybetmesi vs. İnanın en iyi erkek şarkıcı olarak alsaydı ödülü bu kadar tepki almazdı. Sonuçta gerçekten iyi bir ses olarak kalacak aklımızda. Ama Yaşam Boyu Onur demek başka şey. Zamanında kadınlara şiddet göstermesi gündeme geldi bu süreçte. Ama bana göre bu ödüle uygun olmaması sadece bununla sınırlı değil. Bu ülkede yaşam boyu onur ödülüne layık o kadar sanatçı var ki. Ülkesini insanını bayrağını seven, muhteşem projelere imza atmış onurlu sanatçılar… En iyi dizi ödülünü Camdaki Kız aldı evet isabetli bir seçim. Onu zorlayan diziler vardı adaylar arasında ama dediğim gibi isabetli bir yere gitti. En İyi Klip mi? Bir de en iyi klip sorunsalı var. Buray’ın klibi ödül alınca Kerimcan Durmaz bir coşmuş açıklama filan yapıyor protez tırnaklarını gözümüze soka soka. Keşke susmayı bir öğrense. Bu ülkede edepsiz görüntülere ödül verecek kadar aklını yitirmiş insanlar olduğunu düşünmüyorum. Gelelim çok konuşulan ödül töreni kostümlerine. İnanın ne diyeceğimi bilemiyorum. Bazıları o kadar abartmıştı ki. Farklı bir kostüm olsun diye garip şeyleri giyip gelmişlerdi. Mesela Ezgi Mola’nın saçı ve kıyafeti hiç olmamıştı. Göğüs dekoltesi nasıl bir şeydi öyle? Merve Dizdar’ın göğüs altı transparanı nasıldı? Neyse o kadar güzel ve başarılılar ki… Melis Sezen dekoltesine ne dersiniz? Güzel ve başarılı insanların bu şekilde giyinmesi bana anlamsız geliyor kimse kusura bakmasın. Bir de Berfu Yenenler replika olayı var. Moda ve Sosyete programı ile bilinen Pelin Kaya, Yenenler’in ayakkabıları için eleştiri yaptı. Berfu Yenenler ise olayı “çok para vermeye gerek yok” olayına getirdi. Aslında Kaya haklıydı. Korsan kitap, korsan albüm almak gibi değil mi replika ürün almak? Ucuz giymek istiyorsa tabii ki çok güzel kaliteli ürünler var ama markasız. Bunlardan seçebilirdi. Bilinen çok pahalı bir markanın çakmasını kullanmak bilemedim yani. Bir de bunu ekonomi olayına çevirmek? Çok yaşa Berfu Yenenler e mi? O zaman bu haftalık da bu kadar diyelim. Kalın sağlıcakla…
Tarkan’ın Reklam Filmi Olay Oldu!
Tarkan bir reklamda oynadı ortalık yıkıldı! Nasıl yıkıldı dersiniz? Ya hu izleyici ikiye bölündü, nasıl oldu ben de anlamadım! Reklam filmini yere göğe sığdıramayanlar bir tarafta, kulp bulmak için kılı kırk yaranlar diğer tarafta. Bana da soruldu, ben de buradan yazayım dedim fikirlerimi. Öncelikle bilen bilir, Trendyol hakkında rekabet kurulu inceleme başlattı. Ayrıca bu online AVM hakkında bolca şikayet de var ilgili sitelerde. Bu dev ismin bir şeyler yapıp olanları unutturması gerekiyordu. Ülkenin en iyi ismi ile iş birliği yapmak güzel bir fikir kabul edin. Bu ülkede fazla iş kabul etmeyen, ortalarda görünmeye Tarkan tam isabet oldu. Tarkan’ın Reklam Filmini Beğenmeyenler! Beğenmeyenlerin eleştirilerinden başlayalım. Kargocu paket üzerindeki Tarkan Tevetoğlu adını görmemiş mi? Neden Tarkan’ı görünce şaşırmış? Çünkü sayısız insanın elinden geçen o paketin üzerine Tarkan’ın adı yazılırsa adres ve telefon numarası sayısız kişiye ulaşmış olur. Sizce üzerinde durulacak bir şey mi? Birileri de personelin üzerinde falanca kargo filanca kargo yazmalıymış ama Trendyol yazıyormuş. O markanın kendine ait bir kargo şirketi var, aynı isimli bir kargo şirketi. Tarkan 30 saniye görünmüş! Reklam filminin senaryosu öyle yazılmış, ilgi uyandırmak için. Bunlar eleştiri için zayıf örnekler. Bir de Tarkan’ın aldığı para sürekli dillerde. Bazı oyuncular da çıkmış “ben şu kadar yıllık oyuncuyum üç kuruş alıyorum” diyorlar. Adam öyle ya da böyle Mega Star olmuş ki bence bunu hak ediyor, bırakın kazansın. O kadar adalet seviyorsanız, adalet gerektiren başka oluşumlarda da sesiniz çıksın. Vatandaş da diline dolamış para olayını onlara sadece iki kelime söylemek isterim. Size ne? Reklamı Aşırı Beğenenler! Şimdi gelelim reklam filmini yere göğe sığdıramayanlara. Dev iş olmuş, muhteşem olmuş gibi gibi. Bu projede dev olan tek şey Tarkan ve tabii kargo personelinin performansı. Film senaryosu çok basit sıradan öncelikle bunu söylemem lazım. Yıllar önce yine Tarkan’ın oynadığı bir reklam filminin neredeyse aynısı. Neden? Bir proje hazırlanıyor, içinde bir mega star var, dilimizin dönmeyeceği bir yatırım var ama sanki amaç iz bırakmak değil de sadece konuşulmak. O halde amaca ulaşıldı. Her kanalda, her reklam kuşağında ikişer üçer defa dönüyor reklam. İnternette her yerde karşımıza çıkıyor. Çok nadir iş kabul eden Tarkan’ı daha düşünülmüş emek verilmiş bir çalışmada görmek isterdim. 17 yıl önceki reklam filminin aynısını görmek istemezdim yani. Son olarak reklamın yıldızı bana göre kargocu çocuk, yani Rojhat Özsoy. Bu arada Rojhat, Erzurumlu 30 yaşında. Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Oyunculuk bölümü mezunu. Dilerim bu noktadan sonra şans kapıları açılır… Sağlıcakla.
Haftanın Magazin Turu
Geçtiğimiz günlerde magazin dünyasında neler oldu bir bakalım. Biraz üzerine konuşalım, haftanın magazin turunu yapalım. Bülent Ersoy Mustafa Keser olayından bahsedelim. Okan Bayülgen’in fenomenlere çöp demesini konuşalım. Mehmet Ali Erbil Ece Ronay olayını konuşalım. İrem Derici’nin küfürlü konser girişinden bahsedelim. Selçuk Ural’ın arabesk dinleyenlere kıro demesinden bahsedelim… Okan Bayülgen fenomenlere çöp dedi. Para kazanmaya çalışan zavallılar dedi. Büyük bir çoğunluğu böyle, kısmen katılıyorum Bayülgen’e. Herhangi bir vasfı yeteneği olmadan bir şekilde fenomen olmuş kişiler için gerçekten çöp denilebilir. Ama genelleme yapmak çok uygun gelmedi bana. Yetenekleri olup sosyal medyada parlama şansı bulmuş fenomenler de var. Twerk Dansları Az Gelmiş M.Ali Erbil, Ece Ronay’ı taciz etmiş. Ronay mesajları ifşa etmiş. Erbil’in çapkınlığı yıllardır bilinir öyle değil mi? Kendini bilen bir kadın da böyle bir adamı iç çamaşırı ile görüntülü arıyorsa nasıl bir sonuç çıkacağını tahmin eder. Bana göre iç çamaşırı ile bir kız arkadaş bile görüntülü aranmaz. TikTok ile duyulmaya başlayan bu genç kızın bu güne gelene kadar verdiği tavizler ortada. O platform için çektiği vücut ifşaları, twerk dansları gibi. Çok uzatmaya gerek yok aslında. Gündem olabilmek için yapılan bir kurgu olduğunu hissediyorum. Çünkü tacize uğramış, mağdur bir kadına herkes acır. Muhatap da çapkın bir erkek olunca işi kolaylaştı. Sesi olmadan şarkı söylen biri ne kadar gündemde kalır? Beden ifşası görevi tamamlandı, başka bir yol buldu. Sıradaki gelsin… Selçuk Ural arabesk severlere kıro demiş. “Kültürsüz, kendiyle barışık olmayan, hiçbir hayat eğitimi almayan insanlar” demiş. Ülkemizde böyle insanlar var, çok sayıda hem de ama neden bunu arabesk dinleyenler şeklinde sınıflandırmış bilemedim. Evet, kendini jiletle kesmek normal insanın yapacağı bir iş değil. Ama her arabesk dinleyen kendini jiletliyor mu? Talihsiz bir açıklama yapmış Ural! Keşke saygınlığını sürdürebilseydi. Seni Diva Değil Divan Yaparlar Mustafa Keser, Bülent Ersoy için oldukça ilginç iddialarda bulundu. Özellikle müzikal anlamda bir şey bilmediğini belirtmesi ilgimi çekti. “Seni diva değil divan yaparlar” dedi ve onu resmen düelloya davet etti. Gel müzik bilgimizi uzmanlar eşliğinde gösterelim dedi. Bülent Ersoy’un kaprisli yönlerini, tahammül sınırlarını zorlamasını yıllardır oradan buradan duyarız. Ama Keser hepsini aynı anda bir bir açıklayınca bizler de şaşırdık tabii. Bu konu ile ilgili yapacağım tek yorum şu olur; Mustafa Keser asla çirkinleşmeden, efendiliğini koruyarak cümlelerini seçerek konuştu. Çığlık çığlık bağıran ünlülere örnek olmasını dilerim. Yine geçtiğimiz günlerde Doktor Banu Küçükpolat olayı çok konuşuldu. Seda Sayan’ın programında dans etmişti, hakkında inceleme başlatıldı. Bunun sebebi, dans etmesi olarak gösterilse de asıl neden reklam yapmasıydı. Çünkü doktorlar reklam yapamaz, böyle bir durum var. Ama bizim magazinimiz olayları daha cazip hale getirmek için bazen şaşırabiliyor. Tabii şahsi fikrim, ben doktor olsam TV programında o şekilde oynamazdım. Bir Nihal olarak da bunu yapamam… Konserine Kimler Gidiyor? İrem Derici, Harbiye konserine başlamadan önce çirkin bir küfürle ekibi gaza getirmeye çalışıyor. Küfür etmek Derici’nin tercihi. Alıp sürekli yerden yere vurmanın anlamı ne? Evet ben de sevmedim, yakıştıramadım ama kimse ona zorla küfür etmesini söylemiyor. Ya da o kimseye beni zorla sevin demiyor. Ben şunu anlamıyorum; herkes İrem Derici’nin küfürlü konuşmalarından nefret ediyorsa, konserine giden kalabalık uzaylılardan mı oluşuyor? Geçtiğimiz günlerde Zeynep Avcı ismini herkes duydu. Almanya’da yaşayan ve uzun yıllardır sahne alan bir kadın Zeynep Avcı. Almanya’nın O Ses Almanya yarışmasına katılıyor. Bir Türk şarkısı seçiyor, bana göre risk alıyor. Tan Taşçı’nın yalan şarkısını seslendiriyor. Ve hem Almanya hem Türkiye Zeynep Avcı’yı konuşuyor. Muhteşem bir yorum, inanılmaz bir yorum. Başta şarkının sahibi Tan Taşçı olmak üzere birçok ünlü bu performansı övgü dolu sözlerle paylaştı. Komplekssiz ünlüleri seviyorum, bu paylaşımlar çok hoşuma gitti. Umarım yolu açık olur. Yeni başlayacak olan Üç Kuruş isimli diziden bahsedeyim. Dizi Show TV’de yayınlanacak, afiş ve fragmanı yayınlandı. Roman mafyası ile emniyet güçleri arasındaki ilişkileri anlatacakmış bu dizi. Afişe bakınca Cennet Mahallesi gibi bir dizi beklentisine girdim. İlerleyen zamanlarda bunu konuşuruz. Son olarak Evlilik Hakkında Her Şey isimli diziyi izlemeye başladım. Konu güzel, oyuncular güzel ama Sumru Yavrucuk ve Gökçe Bahadır’ın oyunculuğu efsane. Bu haftalık bu kadar magazin turu yeter sanıyorum. Anlık paylaşımlarım için beni Instagram @nihalyesiltacoran hesabımdan takip edebilirsiniz. Sağlıcakla…
Olaylar Olaylar!
Haftanın olayları ile geldim. Biraz magazin biraz da gündem. Tabii ki olayları anlatırken, bu olaylar hakkındaki yorumlarımı yapmak için hazırlıyorum bu yazıyı. Yoksa yaşananları her yerde okuyabilirsiniz. En son yazımda Selin Ciğerci Deniz Akkaya gerginliğinden bahsetmiştim. Durum hala aynı hızla devam ediyor. Ciğerci yorum yapmıyor, konuşmuyor ancak Akkaya asla durmuyor. Eski okuyucularım bilir, Selin Ciğerci’nin ilk günden beri tasvip etmediğim durumları var. Sürekli birileri ile sorun yaşayıp ağlaması mağdur görünümünde olması gibi. Ama Deniz Akkaya’a da olay tutunca fazla abarttı. Bugün Instagram hesabında bir istatistik paylaşmış. Onun gördüğü ve göstermek istediği hikayelerini izleyenlerin sayısı. Benim gördüğüm ise bir hafta içinde izlenme oranındaki %73 artış. Buradan ne anlıyoruz? Bir ünlü ile geçen yıl bir sorun yaşamıştım. Etkileşimimi görünce gözlerime inanamadım. Ama kimse ile paylaşmadım. Çünkü o olay için artmıştı hikâyelerime bakan sayısı. Bir süre sonra eskiye dönecekti. Anlatabiliyor muyum? Selin Ciğerci ve Gökhan Çıra ayrılığını ben de samimi bulmuyorum, farklı şeyler gelişecekmiş gibi geliyor. Ama adliye çıkışı Ciğerci’nin Çıra’ya “maskeni çıkar” demesi bunun bir kanıtı değil. Erik çalarken hırsız yakalama peşine düşmüşler. Ne gerek var? Bu konu hakkında söylenecek çok şey var ama herkes her şeyin fakında. Ben de şu kadarlık bir yazı ile fikirlerimi söyleyeyim dedim. Göğsü Göründü Olay Oldu! Gelelim Seren Serengil’in canlı yayında açılan yakası paçası olayına. Elbette kazadır, olur. Ama kazalardan korunmak için de önlemler almalıyız değil mi? Aslında bu konudan hiç bahsetmezdim, beni ilgilendirmiyor ama olay başka yöne doğru gitti. Bir sunucu bu durumu paylaşmış ve Serengil için ‘ahlaktan bahsedenlerin şu şekilde giyinip de’ şeklinde başlayan cümleler kurmuş. Biraz gereksiz bir paylaşım o ayrı ama Seren Serengil’in buna cevabı daha gereksiz olmuş. Kadını aşağılamalara doyamamış. Karşısındaki biraz balık etli biri olduğu için ‘az ye, boğazını tut’ gibi incitmeye yönelik cümlelerle bitirmiş cevabını. Kendisi de zamanında az yeseymiş demez mi insan? Sürekli kilo verme maceraları olurdu, veremezdi. En sonunda ameliyat oldu, şimdi kilo alamıyor. Bunu geçelim… Okullarda Tarama Yapılacak Bu haftanın önemli bir konusu vardı. Çocuklara PCR testi yapılması! Bilim Kurulu toplantısından çıkan bir sonuçtu bu. Okullarda durumun ne olduğunu anlayabilmek için tarama yapılacağı söylendi. Bir anda vatandaş ‘çocuğuma dokundurmam’ demeye başladı. Böyle düşünenlerden biri de benim. Personelin en deneyimliler arasından seçilmesi filan da beni ilgilendirmiyor. Anne baba yanında yokken çocuğun ağzına burnuna cisim sokulması o çocukta nasıl bir iz bırakır? Nasıl bir travma yaşarlar bunu uzmanlar açıklasın. Ama ben bunu kabul etmiyorum. Virüsün okullardaki etkisini ölçmek için öğretmenlere, hizmetlilere memurlara yapılabilir tarama. Bırakın el kadar çocukları. Camdaki Kız yeni sezona başladı. Geçtiğimiz sezon biterken bir Hayri karakteri çıktı ortaya. Ama hala Hayri’yi kim canlandıracak hala belli olmadı. Gelen bilgilere göre birkaç bölüm daha belli olmayacak kim olduğu. Yine söylentilere göre Cihangir Ceyhan, Hayri olarak diziye katılacak. Umarım saçlarını kestirmiştir. Önümüzdeki günlerde Masumlar Apartmanı’da başlıyor. Biliyorsunuz, Ezgi Mola için ‘diziden ayrıldı’ söylentileri vardı. Yeni afişte Mola’yı gördüğümüze göre böyle bir durum yok. Zaten Safiye yoksa dizi de yok bana göre. Ya sizce? Ayla Çelik ve Hakan Altun klibini izlediniz mi? Çok güzel olmamış mı? Çok yakıştırdım ikisini. Mahallenin dedikoducu teyzelerine döndüm. İki yakışan insanı yan yana görünce neler geliyor aklıma. Neyse bu not da burada dursun. O zaman yeni bir yazıda görüşmek üzere. O güne kadar aman aklınıza sahip olun. Anlık paylaşımlarım için beni @nihalyesiltacoran Instagram’dan takip edebilirsiniz. Selametle
Selin Ciğerci ve Deniz Akkaya’nın Derdi Ne?
Uzun bir aradan sonra Selin Ciğerci ve Deniz Akkaya’nın yaşadığı anlaşmazlığı, saçma sapan bir yere giden tartışmayı konuşalım istedim. Önce olayı hatırlayalım mı? Selin Ciğerci, taşıyıcı anne yöntemi ile anne olmayı istediğini söylemişti. Deniz Akkaya’da bu durumu eleştirmişti. Ciğerci’nin aldırdığı karara rağmen Akkaya konuşmaya devam edince 3 gün zorlama hapsi cezası aldı ve olay buradan sonra farklı boyutlara geldi. Deniz Akkaya 3 günlük cezasını tamamlamak için teslim olmadan önce konuştu. Gidip geleyim, neler açıklayacağım vs dedi. Selin Ciğerci’nin davayı geri çekmek istediğini ama bunun kanunen mümkün olmadığının da altını çizdi. Akkaya cezaevine girdikten sonra Ciğerci “onun çocuğu varsa benim de bir annem var” dedi. Paylaşımlarında hiç de davayı geri çekmek ister gibi bir hali yoktu, bunu da belirteyim. Hemen bu noktada, tartışma hakkındaki fikrimi belirteyim. Deniz Akkaya’yı olayın başında haklı bulmuştum. Cinsiyet değiştirmiş birinin taşıyıcı anne yöntemi ile anne olması o çocuğa gelecekte ciddi sorunlar yaşatır. Bun ön görmek zor değil tahmin edersiniz. Bu düşüncelerin hiç biri homofobik eylemler değildir. Günahsız bir çocuğun yaşayabileceği olası sorunları görüp, görüş belirtmektir. “Okan’ın Gerçek Hikayesi!” Devam edelim; Deniz Akkaya 3 günlük cezasını tamamlar tamamlamaz sosyal medya paylaşımlarına başladı. “Okan’ın gerçek hikayesi şimdi başlıyor. Yarın sabah ekran karşısına geçiniz. Konumuz feto ilişkileri. “ şeklinde notlar paylaştı. Sabah erken saatte tv karşısına geçen magazin severler umduğunu bulamadı. Yeni bir karar ile konuşamadığını belirtti Akkaya ve pazartesi konuşacağını söyledi. Buna karşılık Selin Ciğerci henüz bir paylaşım yapmadı. Hala ürünleri ile ilgili paylaşımlar yapıyor. Ben işimde gücümdeyim izlenimine devam ediyor. Satırlar dolusu paylaşım, ne gerek var? Eğer o iddialar gerçek ise ispatı ile çıkar anlatırsın. Yarın sabah, öbür sabah arkası yarın demeye ne gerek var? Bakıyorum da takipçileri de ciddi ciddi merak ediyor. Her ünlü tartışmasında aynı sahneleri görüyoruz. Seni bitireceğim, elimde şöyle görüntüler böyle belgeler var. Sonra ya her şey kapanıyor ya da kanka olarak takılmaya devam ediyorlar. Bundan bir süre önce bir fenomen ile sorun yaşayan ünlü bir şarkıcı kendi markasını çıkardı. Fenomen bu markanın reklamını yaptı. Şarkıcı da bu gönderiyi teşekkür ederek kendi profilinde paylaştı. Şaka mısınız siz? Ağıza alınmayacak sözler söylendi. Eksik olsun onun paylaşımı! Diyeceğim o ki; ünlülerin duruşsuz kavgaları bitmez. Sadece Selin Ciğerci ve Deniz Akkaya için söylemiyorum. Tecrübelerimle söylüyorum. Eskilerin bir lafı vardır “bakılacak yüze tükürme, tükürülecek yüze bakma” durum bundan ibaret. Bakalım bahse konu iki kişiyi ilerleyen zamanlarda nasıl göreceğiz? Son sözüm de 3 günlük ceza için karşılama uğurlama töreni düzenleyenlere. Seren Serengil’de de aynı şekilde olmuştu. Suçsuz yere uzun süre cezaevinde yatanlar bu muameleyi görmüyor. Abartmanın ne alemi var. Yıllardır yazıp çiziyorum, benim de başıma böyle bir şey gelirse aynı töreni isterim. Bir kahraman gibi uğurlayın beni olur mu? Sevgimle
Çukur Veda Nasıldı?
Evet sahiden Çukur Veda nasıldı? Ne hayal etmiştiniz? Nasıl bir final bekliyordunuz? 4 dev sezonun sonunda Çukur nasıl bitmeliydi? Şimdi siz düşünürken, ya da düşündüklerinizi gözden geçirirken ben fikirlerimi yazayım. Çok muhteşem bir final düşünüyordum, hayal gücümün yetmeyeceği, tekrar tekrar izleyeceğeyim bir final olacaktı bana göre. Olamadı…. Öncelikle dizide aydınlanmayı bekleyen yerler vardı, izleyici bekledi ama göremedi. Mesela zamanında Emmi’ye verilmiş bir sır vardı. Emmi bunu Aliço’ya mektup olarak yazdırmıştı. O mektupta ne yazıyordu? Aliço’nun endişesi ne içindi? Sonra Sultan Hanım’ın fotoğrafı Cumali Amca’nın odasındaydı onun da görülmesi gerekiyordu o da atlandı. Peki o dizide Cumali Amca’yı öldürmek kimin hakkıydı? En çok kime zarar vermişti dip toplamda? Kesinlikle Sultan Hanım’a. Senarist aksiyon için gereksiz bir yol seçmiş bana göre. Kaçma kovalama dalga geçme vs. Tamam bunlar yine olsaydı. Ama ateş eden Sultan Hanım olsaydı, üstelik yıllar önce İdris Koçovalı’nın onu vurduğu yerde Hani Paşa? Akın’ın annesi ölmüş. Ondan bir iki sahne sonra arabada giderken amcası ona neyin var diye soruyor. Ben de diyorum ki ya hu çocuğun annesi ölmüş, nasıl bir soru bu? Meğer Akın’ın sorunu reklamını yapmak üzere oldukları müzik platformu imiş. Yani çocuk onun için üzgünmüş. Şaka gibi… Bitişe doğru bütün mahalle kahvenin önünde yemek yerken kadehler, aralarından ayrılanlar için kaldırılıyor. Herkesin adı geçiyor Paşa yok. Güzel Sahneler Güzel sahneler yok muydu? Tabii ki vardı. İçe dokundan bir sahne Murtaza’nın intihar sahnesi. Aşkın unutulduğu ya da farklı algılandığı günümüzde sevdiği kadının ardından yaşamayı tercih etmemesi ilgi çekiydi. Üstelik ölmemek için kaç sezondur kırk takla atan bir karakterdi Murtaza. Aşk başka bir şeydi çünkü. Yine Murtaza’nın Yamaç’ı kurtaran kişi olması da sürpriz oldu. Diğer ilgimi çeken güzel sahne de Sena ile Yamaç’ın ahirette karşılaştığı sahne. Oldukça duygusaldı ama ahiret değil de Yamaç’ın rüyası olsa daha iyi olurdu. Çukur gençlerinden birinin Aliço’yu ele vermemek için elini kesip hedef şaşırtması, gençlerin tabiri ile kral hareketti ama dağ tepe tırmanma detayları hariç. Nehir karakterinin akıbeti de belirsiz kalmadı, güzel düşünülmüştü. Tıpkı Aliço’nun hayatının aşkını bulma detayı gibi. Final Sahnesine Takıldım Yine geldik son sahnelere. Yamaç yaşlanmış, son bir iki kelime bir şeyler diyor ve ölüyor. Ardından genç hali yavaşça kalkıp yatağa oturuyor. Tamam dedim, şimdi o kapanan TV kanalında Salih dumanlar arasından görünecek. Orası ahiret imiş ve bugüne kadar ölen herkesle kucaklaşıyor. Sena’dan, Selim’e İdris Koçavalı’dan Kahraman’a Akşın’a kadar herkes orada. Son olarak da baba ve oğulları rakı kadehlerini tokuşturuyor. Medet’in çektiği fotoğraf ile 4 sezondur izlediğimiz efsane dizi bitiyor. Yıllardır ilgi ile izlenen bu diziye, böyle bir finali kim layık gördü? Bu parlak fikirli arkadaşı çok merak ediyorum. Evet dün geceden beri herkes bu finali konuşuyor. En az 50 mesaj bana geldi sosyal medyadan. Twitter paylaşımları rekor kırdı. Bir çok eleştiri yazıları gördük. Amaç konuşulsun da nasıl olursa olsun şeklinde ise sorun yok ama bence olmadı. Ne olabilirdi diye soracak olanlar vardır tabii. Ben senarist değilim, yapımcı değilim sadece bir izleyiciyim. Ama inanın bana bırakılsaydı daha kötü bir son çıkmazdı. Madem eski karakterleri dizinin final bölümüne dahil etmek istediler, Yamaç’a bir rüya sahnesi yazabilirlerdi. Ya hu en azından o garip sahne olmasaydı. Finalin ismi bana göre Murtaza karakteri ile Ferit Kaya oldu. Aras Bulut İynemli, yani Yamaç dizinin tüm zamanların oyuncusu diyebilirim. Mimikleri ile duygusunu yansıtan kaç oyuncu kaldı ki. Bir de uzun zamandır söylemek isteyip atladığım bir detay var. İdris Koçovalı 1959 doğumlu, mezar taşına göre. Büyük oğlu Cumali Koçovalı da, hapishane fişine göre 1972 doğumlu. Bu durumda İdris Baba 13 yaşındayken büyük oğlunu kucağına almış. Hızlı adam vesselam. Her şeye rağmen sevdik seni Çukur! Yolun açık olsun…
Ezgi Mola Yalnız Değildir!
Ezgi Mola tabii ki yalnız değildir. Onu bu konuda yalnız bırakanlar karşı tarafın zihniyetinde olanlardır. Neydi bu olay kısaca hatırlayalım. Batman’da bir genç kız intihar etmişti. Ardında bıraktığı mektupta Musa Orhan’ın kendisine cinsel saldırıda bulunduğu yazıyordu. Bu kız çocuğu günlerce mücadele etti ama hayata tutunamadı, öldü. Bahse konu kişi ise bir tutuklandı, bir serbest bırakıldı. Nitelikli cinsel saldırı suçundan 12 yıldan az olmamak üzere hapis cezası istemiyle dava açıldı. Ama tutuksuz yargılanması devam etti. Sosyal medyada tepkiler yükseldi. Tepkilerden biri de Ezgi Mola’dan geldi. Mola, bir Twitter paylaşımı yaptı ve şöyle dedi: “Tecavüzcü şerefsizi dışarı salan vicdanınızda boğulun. Artık yasa, dua, dilek, istek, rica, umut her şeyi elimizden aldınız ya!! Ne diyim! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!!! Özür Dilemesi İstendi! Ağustos ayında yapılan bu paylaşım için Ezgi Mola’dan özür dilenmesi istendi kabul edilmedi bunun üzerine de dava açıldı. Sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaretten 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası istendi. Hangi vicdan sahibi böyle bir davanın açılmasından rahatsızlık duymaz ki, herkes tepki gösterdi. Sayısız ünlü bu konuda paylaşım yaptı ve şahsın avukatı o ünlüler için de dava açtı. Yazarken utanıyorum! Kimler yok ki dava açılan isimler arasında? Hazal Kaya, Atilla Taş, Barış Atay, Metin Uca, Hasibe Eren, Aslı İnandık, Mahsun Kırmızgül. Ayrıca İlkay Akkaya, Fatma Turgut, Funda Eryiğit, Serkay Tütüncü, Sarp Akkaya. Ve Tan Taşçı, Ayşenil Şamlıoğlu, Rahşan Gülşan ve Selçuk Balcı. Bu dava ise örgütlü linç kampanyası yürütülmesi adı altında açıldı. Şaşkınım! Bahse konu kişinin avukatına geçelim. Avukatın işi müvekkilini savunmak, kabul ama almış olduğu dava sıradan bir dava değil. Halk arasında en alçakça bilinen suçlardan biri ile yargılama yapılıyor. Elindeki delillerle yapabiliyorsa zanlıyı bu işten kurtarmaya bakmalı. Ama o başkalarını suçlu çıkarmak için uğraşıyor. Ölen kız çocuğunun babasını nasıl suçladığını hatırlar mısınız? “Bir babanın görevi kızını korumaktır, okutmaktır, intihara sürüklemek değildir” Şaşkınım hem de çok… Bir de gazeteci arkadaşlarıma söyleyeceklerim var. Tamam haber yapıyorsunuz da Ezgi Mola ile o kişinin fotoğrafını kolaj yapmak nedir? Ne gerek var? Görmeye bile tahammül edemiyorum, bu düşüncemde de yalnız değilim. Şimdi ne olacak? Ne olacağı açılan davaların sonucuna göre olacak. Nasıl mı? Ezgi Mola herhangi bir ceza alırsa, tecavüz gibi alçakça bir suçtan yargılananlara karşı insanlar sessiz kalacak. Çünkü görecek ki, konuşursa ceza alma ihtimali var. Sonra ne olacak? Bu alçakça suçu işleyenler tam gaz işlerine devam edecek. Çünkü yargılayanları sadece mahkemeler olacak. Bana göre ise Ezgi Mola bu davadan ceza alsa bile akıllarda olayın nasıl kaldığı önemli olacak. O kişi geçmişinde tecavüz suçlaması ile yargılanmış biri olarak anılacak. Ezgi Mola ise bir tecavüz sanığına şerefsiz demesi ile hatırlanacak. Hangisinin yerinde olmak isterdiniz? Sağlıcakla
Kim? Nerede Yanlış Yapıyor?
Nasıl anlatsam? Nereden başlasam bilemiyorum. Her gün biraz daha eksiliyoruz! Kim nerede yanlış yapıyor? Hükumet mi vatandaş mı? Neden bu virüsün önüne geçemiyoruz? Yasaklara bakalım; hafta sonu sokağa çıkamıyoruz. Akşam 21.00 sonrası da yasak var. Ama kimlere? Çalışanların cebinde izin kağıtları toplu taşımalar dolu. Eğer sokağa çıkma saatine denk gelen bir saat için uçak ya da otobüs biletiniz varsa, siz de yasaktan muafsınız. Benim basın kartım var yasak yok, öbürü şirket çalışanı yasak yok, diğeri konfeksiyon işçisi yasak yok. Peki bu yasak kime? Anneme mesela; onun izin kağıdı yok. İyi de annem zaten çok dışarı çıkan biri değil ki! Anlatabiliyor muyum? Ne oldu şimdi? Yasaklar önlem almaya yetiyor mu? Peki gelelim aşılanma haklarına. En üst yaşlardan alta doğru iniyoruz. Aylar oldu ancak 60 yaş üstü vatandaşlara sıra geldi. Bu arada tek doz da yeterli değil, daha bunların ikinci doz için bir ay beklemesi lazım. Bazı meslek gruplarına da aşı hakkı var. Mesela sağlık çalışanları, isabetli bir karar. Şu sıralar havacılık camiasına da bu hak tanındı. Gazeteciler, asker polis tamam güzel. Her gün tıka basa dolu toplu taşımada işe gidip gelen emekçiye neden aşı hakkı verilmedi. 30 yaşındaki bir işçi, yaşına göre beklerse en az 1 yıl daha bekleyecek. Bu arada iki tur Covid olur iyileşir, yani inşallah iyileşir. TV’de diziler çekiliyor. Kamere önündeki oyunculara var mı aşı hakkı? Maske de takamıyorlar! Yaz geliyor, birçok mekan açılacak. Müzisyenlere garsonlara aşı hakkı olacak mı? Geçenlerde diyaliz hastalarını taşıyan bir servisin şoförü ile görüştüm. Aşı hakkı yok ama çalışma belgesi olduğu için sokağa çıkma yasağından muaf! Her gün sayısız hasta ve hastane ile muhatap oluyor. Ah Yurdum İnsanı! Şimdi çok sevgili yurdum insanına gelelim. Sanki her şey yolundaymış gibi havayı güzel görünce kendilerini sokaklara atıyorlar, maskeler fora mesafe iptal. Bir de sosyal medya paylaşımı yapıyorlar ‘özlemişiz’ diye. İyi de sizin sokağa çıkıp özgürce gezememe sebebiniz kötü hava şartları değil ki! Neden bunu bize yapıyorsunuz? Sizden birinin canı yanmadı diye mi? Entübe edilen, hayatını kaybeden bir yakınınız yok diye mi bu rahatlık? Ya Ünlüler! Şimdi sıra geldi ünlü kesime. Ünlü olmanız sizi virüsten korumuyor, virüs alıştığınız ayrıcalığı size tanımıyor. Her ortamda vıcık vıcık görüntüler veriyorsunuz sonra içinizden biri pozitif çıkıyor, biz de falanca kişi Corona oldu diye haber yapıyoruz. Geçtiğimiz günlerde bir kebapçıda sosyal medya fenomenleri toplanmış kebapları ballandıra ballandıra anlatıyorlar, dip dibeler. Bugün bir oyuncu Gaziantep hatırası diye bir fotoğraf paylaşmış. Fotoğrafta 11 kişi var ve sadece iki kişi maske takmış. Şaka mısınız siz? Sağlık Bakanı diyor ki; ‘Virüs alınacak tedbirlerden güçlü değil’ virüsü tedbirlerle uzaklaştırabiliriz ama bu düşüncesiz ve fütursuz insanları ne yapacağız? Bitmiyorlar… Geçenlerde Kerem Bursin maske takmayanlara ‘salak’ demişti, sonra özür dilemişti. Laf aramızda özüre hiç gerek yoktu. Hava almak için maskesini çıkardığını söyleyenlere buradan sesleniyorum ‘son hava alışınız olabilir!’ Şimdi yaz sezonu açılıyor; siz partileri izleyin bakın neler olacak. Dün benim kardeşimin testi pozitif çıktı. Bugün iki tanıdığımın. Belki yarın benim pozitif çıkacak. Tedbir almayan, umursamayan şahsiyet, sıra sana geliyor hazır ol! Sağlıcakla
Mutlu Kaya’ya Ne Oldu?
Bu başlığı okudunuz ve düşünüyorsunuz, Mutlu Kaya kimdi diye değil mi? Sahiden Mutlu Kaya’ya ne oldu? Zaman zaman geçmişte yaşanan olayları oturup düşünürüm; kahramanları gelir aklıma. Bir dönem kamuoyunun ilgisini çekmiş olaylardır çoğu. Canla başla ilgilendikleri, duyar kastıkları olaylar mesela. Mutlu Kaya vakası da bunlardan biri. Geçtiğimiz günlerde aklıma düştü, ne yapıyor şimdi? Hayatını ne şekilde sürdürüyor. Tamam tamam hatırlamayanlar var olayı kısaca anlatıp sonra Mutlu Kaya’nın anlık durumu hakkında bilgi vereceğim. Mutlu Diyarbakır’da yaşayan bir genç kız. O zamanlar 19-20 yaşlarında. Ulusal bir kanalda başlayan ses yarışmasına katılıyor. Uzun saçları, güzel gözleri ve güzel sesi ile tanıyoruz biz onu. Yarışmanın jüri üyelerinden Sibel Can’ın desteği ve ilgisi ile gelmiş oraya zaten. Mutlu’nun bizim görmediğimiz hayatında bir de saplantılı aşık var. Korkutmuş, sindirmiş her türlü şiddeti yapıyor genç kıza. Sonra bir gece tehdit ile evden çıkardığı Mutlu’yu önce saçlarından tutup yerlerde sürüklüyor ardından da başından vuruyor. Sesi ve güzelliği ile ilgi çeken Mutlu artık kadına şiddet başlığı altında anılmaya başlanıyor. 40 gün kadar yoğun bakımda kalıyor. Uyandığında vücudunun tamamının felç olduğu görülüyor. Konuşma yetisi dahil her şey felç! Yaşamasının mucize olduğunu söyleyen doktorlar, daha sonra 1 yıl iyi bir merkezde tedavi görmesi durumunda iyileşebileceğini belirtiyorlar. Tabii basının, ünlülerin göz bebeği Mutlu Kaya. Aşırı bir ilgi. Aradan yıllar geçiyor… Sadece 7 Hafta Sadece 7 hafta fizik tedavi görebiliyor. Çünkü bahseden tedavi ciddi rakamları buluyor. Ciddi rakam derken kime göre tartışılır tabii. Ama biliyor ve görüyoruz ki Kaya ailesini aşan bir durum. Peki soruyorum; onu Diyarbakır’dan alıp İstanbul’a getiren Sibel Can bu tedaviyi yaptıramaz mıydı? Daha sonrasında İbrahim Tatlıses onu ziyaret etmişti mesela. 5 bin lira para yardımı yaptığı, Derya Tuna’nın da elbise yardımı yaptığı yansımıştı basına. İyi de o kızın elbiseye mi ihtiyacı vardı? 5 bin lira ne kadar yeter neye yeter? Birilerine göre çok büyük bir para olan 5 bin birilerine göre çerez parası değil mi? Neyse.. Mutlu, yıllar sonra kendi isteği ile Youtube programı Katarsis’e katılıyor ve hikayesini anlatıyor. İsim vermeden kendisine söz verip yarı yolda bırakanlara kırgın olduğunu belirtiyor. Haklı mı? Evet çok haklı! Benim bildiğim o ünlü isimleri yukarıda yazmıştım ama başka birileri de olabilir diye araştırmaya başladım ve Katarsis programından 2 ay önce Söylemezsem Olmaz isimli programa katıldığını ve durumu orada anlattığını isyanını dile getirdiğini gördüm. Canlı telefon bağlantısı yapmışlardı ve Bircan Bali, Kaya’yı telefona bağlarken şöyle diyordu “Mutlu’nun bir isyanı var, haklı mı değil mi bilmiyoruz?” Burada Bircan Bali’nin ya duruma vakıf olmadan konuyu işlediğini ya da bir caniye hak verebilme potansiyeli olduğunu görüyoruz. Hem programcılık hem de insanlık adına ikisi de çok garip geldi bana. Bu arada bahsedilen isyan, cani kişinin yeni yasa sebebi ile serbest kalma ihtimali. Neyse… Programın devamında Seren Serengil diyor ki “bu sesi hangi vicdan duymaz?” Ardından Mutlu’nun 1 yıllık tedavi ile eski sağlığına kavuşma ihtimalini duyup “ben senin fizik tedavin için hastanelerle irtibata geçeceğim şimdi, ne yapabiliriz araştıracağım” diyor. Bahsettiğim Katarsis programı Seren Serengil’in yapacağım edeceğim söylemlerinden 2 ay sonra gerçekleşiyor ve orada Mutlu Kaya kimse sözünü tutmadı diyor. Söz Vermek Sözün Esiri Olmak Demek Bazı vicdan yoksunu insanlar “tek felç olan Mutlu mu? Tek şiddet gören Mutlu mu? Parası var diye ünlüler Mutlu’ya yardım etmek zorunda mı?” gibi garip sorularla gelebilir. İsmi geçen insanlar evet zorunda. Söz vermek önemli bir etik değer. Ben neden kalkıp Hülya Avşar, Aslı Enver Fahriye Evcen yardım etmiyor diye sitem etmiyorum? Çünkü onlar bunun sözünü vermediler programlarda onunla boy göstermediler. Bu yardımı yapabilecek güçteler, yaparlarsa vicdanlı eylem yapmış olurlar o kadar. Ama diğerleri? Bir laf var ‘Söz ağızdan çıkana kadar size esirdir, ağızdan çıktıktan sonra siz ona esirsiniz.’ Mutlu Kaya hala düzgün konuşamıyor, yemeğini kendi yiyemiyor. Ayakta durabiliyor ama kendi başına yürüyemiyor. Yine de hayata tutunmaya çalışıyor. Sosyal medya paylaşımlarını izliyorum, üzülüyorum. Tek başıma yapabileceğim hiç bir şey yok. Yazdıklarım belki muhataplarına belki vicdan sahibi birilerine ulaşır diye düşünüyorum. Bir manyağın yok ettiği genç bir hayatı belki birileri bir parça da olsa geri verebilir. Eğitimine devam eder Mutlu, şarkı söyleyebilir yeniden. Evlenir ailesi olur. Bu bahsettiğim hayat mümkün onun için sadece ekonomi boyutu çözülmeli. Buradan fenomenlere sesleniyorum; bir çok saçma sapan hareketle gündeme gelmek için çırpınıyorsunuz. Gidin Mutlu Kaya’ya tutun elinden, yaptırın tedavisini. Ara ara yanında gidip story filan çekersiniz. Bakın ne güzel reklam sizin için. Başkasının aldığı hayatı bir genç kıza geri verirken, vicdan kokan reklamınızı da yapmış olursunuz, akıllarda güzel kalırsınız. Birilerine sataşarak tehdit ederek yaptığınız reklamlar ucuz eylemler. Sonuç olarak gündemde olduğu zaman peşine düşülen ve şimdilerde kimsenin arayıp sormadığı bir genç kızı tekrar hatırlatmak istedim. ‘Kanunlara dayanan adli muhakemelerden, daha büyük bir muhakeme vardır ki, bu da her kişinin kendi vicdanıdır.’ demiş Mahatma Gandhi. Sağlıcakla
Gülben “Hayır” Demeyi Öğreniyor…Ya Siz?
Salı akşamlarına reyting ambargosu koyan Masumlar Apartmanı izleyiciyi her hafta soluksuz bir şekilde ekran başında topluyor… Safiye’nin, Gülben’in, Han’ın ve Neriman’ın hayatı, yaşadıkları ve yaşayacakları merak konusu! Sevgisiz ve baskıcı bir ortamda yetişen 4 kardeşin eziyete varan yaşam tarzı izlerken hepimizi geriyordur mutlaka. Özelliklede Gülben’in! Bildi bileli önce annesinin sonrada ablasının gölgesinde ve baskısında ezilen Gülben içine düştüğü kapandan artık kurtulmak için çırpınıyor. Yıllarca ablasına itaat etmek zorunda kalan, kendi kişiliğini bir türlü oturtamayan hayatın zorlukları ile baş edemeyip güvenli gördüğü evinde hapis hayatı yaşayan Gülben artık yavaş yavaş bir başkaldırışta Safiye’nin her sözünü emir gören Gülben, geçtiğimiz bölümde adeta kabuğunu kırdı ve normal bir insan olma yolunda ilk adımlarını attı. Gülben ilk kez “hayır” demeyi başardı… “Hayır – Hayır” o bu kelimeyi bastıra bastıra söylerken ben de şöyle düşündüm ‘Şimdi yaşadığımız toplum acaba yüzde kaç bu kelimeyi söyleyebiliyor?’ Olaylar karşısında bence çok kısıtlı sayıda kişinin söylediği bir kelime ”Hayır” şöyle düşünürsek; doğduğumuz andan itibaren anne, baba, toplum baskısı ile yüz yüzeyiz. Seçim hakkımız olmadan dünyaya geliyoruz ne yaşadığımız yeri ne de yaşayacağımız kişileri seçme şansımız yok! Büyümeye başladığımız andan itibaren annemizin babamızın toplumun yapma etmeleri ile baskılanıyoruz! Okuyacağımız okuldan tutun da, seçeceğimiz mesleğe hatta evleneceğimiz kişiye kadar bir yaptırım yaşanıyor çoğumuzun hayatında. Eğer biraz direncimiz varsa kırıyoruz bu baskıyı ve “Hayır” diyebiliyoruz ama ya diyemeyenler?! Allah’ın bize bahşettiği ömür boyunca yaşadığı baskılara boyun eğip kaderim bu diye kabullenen mutsuz insanlar yumağı tüm dünyada dolanıp duruyor… Gülben’in bu “Hayır”ını seyrederken belki de birçok kişi kendi hayatını sorguladı ve belki de bir başlangıç için ilk adımı attı…
İlle de Saygı İlle de Edep!
Geçtiğimiz haftanın çok konuşulan magazin konularından biri Deniz Seki detone olayı oldu. Ben de bana gelen sorulara karşı bir yazı yazayım, öyle anlatayım düşüncelerimi dedim. Hadi bakalım… Önce olayı hatırlayalım, nasıl olmuştu? İbo Show’un ilk konuklarından biri Deniz Seki idi. Programdaki enerjisi de oldukça güzeldi. Şarkı söyleyecekti ve Ahmet Kaya’dan duyduğumuz Nereden Bileceksiniz isimli şarkıyı söylemeye başladı. Daha sonra şarkıcı Çağla, ilgili bir paylaşımın altına ‘detone show’ yazdı. Ortalık karıştı! Sosyal medyada takipçiler ikiye ayrıldı. Vay böyle mi şarkı söylenir, Deniz Seki detone olmaz kaç yıllık şanatçı vs Şarkı hunharca anlaşılamamanın öfkesini anlatan, iç yangını anlatan bir şarkı. İzleyici de şarkıyı bu şekilde yorumlayanlara alışık. Deniz Seki naif sesi ile izleyiciye bekleneni veremedi ve evet detone de oldu ama bu kimi ilgilendirir? Hele ki Seki’nin yanında çırak sayılabilecek biri bu yorumu ulu orta yapamaz. İnsanların haddini bilenine hayranım ben. Senin karşındaki Deniz Seki! Sayısız söz yazmış beste yapmış, çok kişi de bu eserleri okumuş. Yıllar önce söylediği şarkılar bugünün gençleri tarafından dinleniyorsa o artık ustadır ve çıraklar ustalarından bir şeyler öğrenmeye çalışır. Onun bir yanlışını yakalayıp ortaya atarsa kendi kaybeder, usta değil. Ve biliyor musunuz? Detone olmayan sanatçı yoktur. Teknoloji bu kadar ilerlememişken, albüm kayıtları hücum kayıt denilen şekilde yapılırken acaba kaç dev ses kayıt esnasında bir şarkıyı bir defada okuyup bitirmiştir? Keşke içlerinden biri bu sorumu okusa da bir anlatsa o zamanları. Şimdi detone yeri kesip sorunsuz bölümü ekliyorlar oraya oldu bitti. Efor Kaybı Mutsuzdur detone olur, o an oradan farklı tonda bir ses gelir bir gürültü bir insan sesi sarkıcı detone olur. Alkol alır detone olur. Olur yani olur bu çok normal. Erik çalarken hırsız yakalamaya çalışan işgüzarlar gibi olmaya gerek yok. Ayrıca bu detone olayını halk söylese, beğenmedik dese inanın bu kadar olay olmaz. Ama aynı yolda emekleyen birinin yürüyebilme çabası ile böyle bir işe kalkışmasını ciddi anlamda herkes gibi ben de yadırgadım. Şimdi bu yazıyı okusa ‘ben oldum, yürüyorum’ diyecek. Şimdiden cevabını vereyim; onca detone olan şarkıcı için ‘detone show’ yazan bir usta şarkıcı görmedim ben. Bunlar hep efor kaybı… Duyduğuma göre şarkıcı Çağla yeni bir şarkı piyasaya sürüyormuş. Yolu açık olsun ama Deniz Seki Hocası gibi işi ile yürüsün. ‘Ahmet’ derken, ‘Kim Bu Gözlerindeki Yabancı’ derken, ‘Ey Kalbim’derken kimeye sataşmadı, eleştirmedi ustalarını yermedi. Yazdı çizdi söyledi Deniz Seki oldu! Bir de ‘başlar ayak oldu, ayaklar baş’ diye paylaşım yapan Fulden Uras’a göndermeler yapmış, yine haddini aşarak. Evet günümüzde şarkıcı alternatifi çok, yükselmesi ve kalıcı olması biraz güç ama yine de saldırı ile değil yanlarında olarak, öğrenmeye çalışarak başarıya yürümeli. Mesela Fulden Uras’ın yanında olup, preojerine el atıp iyi insan olmayı öğrenerek başlayabilir bu işe. Diyeceğim o ki, herkes bir telaş içinde ekmek derdinde. Esas olan olan kazanacağı ekmeği başkalarını aşağı çekerek değil, akıl ve bilek gücü ile kazanabilmek. Rızkın varsa olur, yoksa olmaz bu kadar basit. Her sektör için geçerli bu. Son olarak; ayaklar baş olmaya çalışabilir ama fizik bunu kabul etmez. Ayak ayaktır görevi yerde olmaktır, baş her zaman bedenin en üstündedir. İlle saygı ille de edep. Sevgimle
İzmir Depreminin Ardından
Nihal Yeşiltaç Oran Yine milletçe bir felaket geçti üzerimizden, deprem! İzmir’de ciddi anlamda etkili olan Ege Denizi’nde gerçekleşen deprem! AFAD’ın 6.6, Kandilli’nin 6.9, Prof. Dr. Celal Şengör’ün iddiasına göre de 7 şiddetinde bir deprem. Onlar aralarında tartışa dursun, bizde şiddeti ne biz ona bakalım. Sayısız yaralı var, bu felaketten sağ kurtulmayı başaranlar. Başaramayanlar da var 114 kişi! Çoluk çocuk, yaşlı genç. O günün sabahına güzel hayaller ve gelecek planları ile başlayan 114 kişi artık yok. Ardında bıraktıkları var, gözü yaşlı acısı asla dinmeyecek. Kimi dişçiye gitmişti orada yakalandı bu kabusa, kimi alışverişe gitmişti her şeyden habersiz. Kimi evinde ve en güvenli alanında hayatını kaybetti. Benzer noktalardan saatlerce bahsedebilirim ama zaten görüyorsunuz okuyorsunuz. İçimiz yangın yeri, çaresizlikten. Deprem Allah’ın işi sual olunmaz diyorlar. İyi de bina kolonlarını kişilere kim kestirdi? Kumdan bina yapıp insanlara kim sattı? Lütfen ama lütfen düşünerek konuşun. İzmir’de zina var ondan deprem oldu diyen garip kişilere de iki çift lafım var? İstanbul depremi, Bolu depremi, Elazığ depremi daha niceleri… Bunların sebebi ne? Geçelim… Basında depremden etkilenen bir çok yerin fotoğraflarını gördünüz, inanın görmedikleriniz de var iç acıtan fotoğraflar. ‘Hatıralarım’ diye ağlayan bir kadının videosu geldi bana mesela, evi yerle bir ama kendi kurtulmuş. “Fotoğrafları alsaydım bari” diye ağlayan bir kadın. Yayınlamadım, paylaşmadım çünkü canını kaybetmiş insanlar varken hatıralarına üzülenin acısı hafifti bana göre. Hırsız Vatandaşlar Başka görüntüler de düştü basına, sosyal medyaya. Depremzedeler için ayrılan erzakları gizlice alırken görüntülenen adam, evi yıkılmamış olmasına rağmen sokakta kalanlar için ayrılmış battaniyeleri alıp evine götüren kadın. 99 depreminde daha fazla gördüğümüz hırsızlık yağmalama olaylarını burada da gördük yazık ki. Bir de sosyal medya kullanıcıları vardı, birbirine saldırmak için yer arayan. Kimi normal paylaşımlarına devam edenleri yerden yere vurdu kimi deprem ile ile ilgili paylaşımları sıklaştırdığı için fazla duyar kasmakla suçlandı. Bu noktada şahsi fikrimi de yazayım; ülkede böyle bir felaket olmuşken hiç bir şey olmamış gibi yediğini içtiğini gezdiğini paylaşanları ben de tasvip etmiyorum. Acılar bu kadar sahici, acılar bu kadar can yakarken bunu uygun bulmuyorum. Ama mesai harcayıp da o kişilere laf yetiştirmeyi de gereksiz buluyorum. Bu durumu şuna benzetiyorum; birine yardım ediyorsun ama yardım ettiğin gözden kaçar diye yardım etmeyenleri afişe ediyorsun. Sakıncalı şeyler bunlar… Güzel İnsanlar İzmir depreminin ardından güzel şeylere de tanık olduk. Gerçi ne deprem olsaydı ne de biz tanık olsaydık ama neyse… İzmir’de birlik beraberlik gördük. Aynı gün organize olan gençler, iş yerleri oteller. Sıcak çorba kalacak yer teklif eden aileler gördük. Hiç kimse herhangi bir konu için kaygı telaşına düşmedi. Tek dertleri ‘iki kişinin yarasına bant olabilir miyim’ oldu. Bir de Instagram’da İzmir Etkinlik adında bir profil, var gücü ile ihtiyaçları saptayıp tamamlanması için hamleler yaptı. Sosyal medya kullanıcıları İzmir’i oradan takip ediyor. Çok fazla kişiye ulaştı. Yönetici kimdir veya kimlerdir bilmiyorum ama insan sevgisini anlatmak için iyi bir örnek İzmir Etkinlik profili. Bir çok kurumsal markayı gördük, kimi ürünlerinden gönderdi İzmir’e hijyen ürünleri, sağlık ürünleri yiyecek giyecek çok şey. Kimi yardımseverlerin gönderdiklerini ücret almadan taşıdı depremzedelere. Bireysel veya topluluk halinde çok fazla destek veren oldu evini barkını, eşyasını, umutlarını, sağlığını ve daha da önemlisi canından birini veya birilerini kaybetmiş olanlara. Eksik Olsun Teknoloji Nasıl bir sene bu 2020 bilmiyorum. Teknolojinin geliştiği, insanların geliştiği eğitim seviyesinin eskiye göre yüksek olduğu. Z kuşağına mensup bir yüzyılda yaşıyor olmak şanslı jenerasyon olduğumuzu düşündürse de, ben 70’li yıllarda yaşıyor olmayı tercih ederdim eksik olsun teknolojisi. Bizlere böyle bir dünya bırakılmadı ama biz çocuklarımıza neler bırakacağız? İki ayrı astrologdan aldığım bilgiye göre başımızın belası Covid, 2021’in ilk yarısı hayatımızdan çıkacakmış ama 2021 deprem yılı olacakmış; hadi buyurun gezegenler ne diyor? Hayat Üçgeni Ne Demek? Uzmanlar ülkemizde yıkıcı depremlerin devam edeceğini söylüyor. Peki biz ne yapıyoruz? İyice kulak kesiliyoruz sonra bırakıyoruz her şeyi akışına. Aramızda kaç kişi, olası bir deprem anında hayat üçgeni denilen pozisyondan haberdar? Veya kaç kişinin deprem çantası hazır? Duyamadım! Ülke olarak üzerimizden geçen bu felaket sonrası perişan haldeyiz, günlük hayata dönemedi bir çoğumuz. Bizler sıcak evimizde sevdiklerimizle birlikteyken İzmir depreminde hayatı alt üst olanların çok şeyle boğuşuyor olmasını atlatamıyoruz. Evet, kısa bir süre sonra döneceğiz eski hayatımıza tıpkı 99 depreminden sonra olduğu gibi, tıpkı Ermenek olayından sonra olduğu gibi, tıpkı terör saldırılarından sonra olduğu gibi. Bu felaketlere sebep olanlar kadar rahat olacağız belki, ne kadar üzücü. Sağlıcakla…
Kırmızı Oda’nın Olmayanı!
Nihal Yeşiltaç Oran Kırmızı Oda’yı konuşalım istedim bugün. “Kırmızı Oda’nın Olmayanı” diye de bir başlığı uygun gördüm. Instagram hesabımdan yaptığım bir ankette bu dizi hakkında yazmamı isteyenlerin sayısını görünce de fazla bekletmek istemedim. Biliyorsunuz bir önceki yazım Masumlar Apartmanı olmuştu. Yine aynı formda bir dizi Kırmızı Oda. Yine Gülseren Budayıcıoğlu’nun vakalarını konu alan ve kurgulanarak senaryo haline getirilen bir dizi, yine Madalyonun İçi isimli kitaptan uyarlama. Yönetmen Cem Karcı, senarist Banu Kiremitçi Bozkurt. Bu dizide bir psikiyatr var, her bölümde biten veya devam eden vakaları dinliyor, sorunları çözmeye çalışıyor. Gülseren Budayıcıoğlu rolünde Binnur Kaya… Bu rol hakkında söyleyeceklerim var ama buna geçmeden önce diğer oyunculardan biraz bahsedeyim. Değişen Oyuncular Aslında bakarsanız oyuncular sürekli değişiyor, vakalar ile birlikte. Klinikteki doktorlar hep aynı; Tülin Özen, Burak Sevinç, Meriç Aral, Halit Özgür Sarı. Vakalardan biri Alya mesela. Melisa Sözen canlandırıyor ve inanılmaz başarılı. Emre Kınay yine klinik danışanlarından, oyunculuğu tartışmaya kapalı. Celil Nalçakan girdi diziye, rolünü de hakkını vererek oynadı. Meliha rolünü Evrim Alasya oynuyor, o da gayet başarılı. Oyuncular başarılarını tartışmaya bile gerek yok, benim derdim başka… Bu gibi diziler ile ilgili düşünce ve endişelerimi bir önceki yazımda, yani Masumlar Apartmanı yazımda anlatmıştım o sebeple o konuya hiç girmiyorum. Diyorum ki önemli bir rol olan psikiyatr rolü için Binnur Kaya ne kadar uygundu? Lütfen yanlış anlaşılmasın; oldukça başarılı bulduğum bir oyuncudur o ayrı. Ama ben başka birini görmeyi isterdim o rolde. Binnur Kaya’yı bugüne kadar bir çok yapımda izledik, hepsini de başarı ile sonlandırdı. Kaya’nın biyografisine baktığımızda sinema ve diziler, tiyatro sahneleri ve sayısız ödül görüyoruz. Çünkü çok sevildi, çünkü başarılı ama sorumluluğu çok büyük olan bu Doktor Hanım rolü sanki ona ait olmamalıydı. Çok ciddi vakaları dinlerken ona bakıyorum; ‘acaba kaç saniye sonra Şahika kahkahası gelecek’ diye düşünüyorum. İnanın böyle düşünen sadece ben değilim. Yine sosyal medyada yaptığım ankette çok fazla izleyicinin benim gibi düşündüğünü gördüm. Ama nedense köşe yazarları, eleştirmenler bu diziden bahsederken Binnur Kaya’nın ne kadar başarılı olduğunu yazmış. Evet çok başarılı ama bu rolü daha önce dram dizilerinden tanıdığımız veya hiç tanımadığımız birileri üstlenmeliydi. İlk aklıma gelenleri yazayım mesela. Farklı yaş grupları ve dönemlerden isimler vermek istiyorum. Perihan Savaş olabilirdi. Mimiklerini çok iyi kullanan Ahu Sungur olabilirdi. Yaşından çok genç gösteren ama o rolü taşıyabilecek Nebahat Çehre olabilirdi. Duruşu ile o rolü taşıyabilecek bir isim, Bergüzar Korel olabilirdi. Anlatabiliyor muyum? Farklı dönemin oyuncularından bahsediyorum; ama böyle bir role uygun isimler bunlar, bana göre tabii. Binnur Kaya daha önce de belirttiğim gibi aldığı tüm ödülleri sonuna kadar hak eden bir isim, üstelik çok da başarılı buluyorum ama sanki Doktor Hanım olarak olmadı. Sevgimle…
Benim Gözümden Masumlar Apartmanı!
Benim gözümden Masumlar Apartmanı isimli diziyi görmeye hazır mısınız? Buraya kadar geldiğinize göre hazırsınız, o halde başlayalım… Önce dizinin künyesine bir bakalım, bu nokta önemli çünkü. OGM Medya yapımı bir dizi bu. Gülseren Budayıcıoğlu’nun Madalyonun İçi isimli romanından uyarlanmış. Şu sıralar bu kitabı okuyorum, gerekirse onu da yazacağım. Çağrı Vila Lostuvalı dizinin yönetmeni. Aynı ismin Suskunlar gibi bir diziyi yönettiğini de düşünürsek başarısızlığın kaçınılmaz olacağını görmek zor olmaz. Masumlar Apartmanı’nın oyuncularına bakalım; Farah Zeynep Abdullah, Birkan Sokullu, Ezgi Mola ve Merve Dizdar. Dizinin diğer oyuncu kadrosunda ise; Alper Saldıran, Metin Coşkun, Esra Ruşan, Atilla Şendil, Emir Özden, Uğur Uzunel ve Gizem Katmer. Madalyonun İçi isimli kitap, Budayıcıoğlu’nun gördüğü vakaları içeriyor. Masumlar Apartmanı ise bu vakaların minik bir kısmı, o şekilde açıklayayım. Daha Neler Olacak Gelelim diziye; oldukça etkileyici olduğunu söylememe gerek yok. Aşiretlerin olmadığı, konakların olmadığı silahların konuşmadığı bir dizi ile karşılaşmak şaşırttı tabi, önce ‘ne oluyor’ böyle dedik yalan yok. Yurdum insanları ile günlük hayattan bir dizi çıktı karşımıza. Sonrasında gördük neler olduğunu veya olabileceğini… Bildiğimiz bilmediğimiz birçok psikolojik sorun ile karşılaştık. Ezgi Mola’nın oynadığı Safiye karakteri, küçükken anne ve babası ile yaşadığı sorunlar sebebi ile takıntılı biri olmuş. Ailesine bağlı bir abla ama farklı ahlak anlayışı ve bir türlü gerçek temizliğe ulaşamadığını düşünmesi hayatını felç etmiş durumda. Ezgi Mola bu rolü ile yine muhteşem ötesi. Merve Dizdar’a geçmek istiyorum hemen; Merve sen nasıl bir oyuncusun? O nasıl rol yapmak? Gülben’in ruh halini, isteklerini beklentilerini gözlerine nasıl bu kadar başarı ile yansıtabiliyorsun? Dizdar bu dizide ablası kadar olmasa da temizlik takıntılı, gece yatağını ıslatan, erkek kardeşinin arkadaşına platonik aşık bir kızı canlandırıyor. Biz ona canlandırma demeyelim yaşıyor, yaşatıyor. Dizide bir küçük kız kardeş var, Neriman. Gizem Katmer canladırıyor bu ismi. İçlerinde en normal görüneni ama o da sanıyorum mazoşist. Sindirilmiş ve bastırılmış olmasından dolayı sanıyorum kendi canını yakmak hoşuna gidiyor. Bizlere garip gelebilir ama Neriman bu konuda ilk değil, son da olmayacak. Birkan Sokullu, Han karakterini canlandırıyor. Evin tek erkek çocuğu. Ablalarını idare etmekle koruyup kollamakla görevli gibi gelmişti dizinin başlarında. Ama öğrendik ki o da hasta! Geceleri el ayak çekildikten sonra üzerindeki kıyafetleri değiştirip sokaklarda çöp topluyor. Belki de ablalarının temizlik takıntısından intikamını böyle alıyor. İnci rolü ile izlediğimiz Farah Zeynep Abdullah. Kendisini ‘Unutursam Fısılda’ isimli filmde izlemiş, fazlaca başarılı bulmuştum. Bu dizide de baskın bir karakteri oynamıyor ama muhtemelen o da hasta ve sürekli bir şeylerden dolayı suçluluk duyuyor. Kim O Psikiyatr Dizinin ilerleyen bölümlerinde muhtemelen yolları bir psikiyatr ile birleşecek. İyi olacaklar mı normale dönecekler mi? Bu mümkün mü şimdilik bilmiyoruz ama etkilendiğimiz doğrudur! Tüm bunlar doğrultusunda bir dizi olarak başarılı buluyorum ve izlemeye devam ediyorum. Oyuncular, yönetmen her şey çok güzel. Ama benim asıl merak ettiğim; gerçek hayattan olan bu hastalıkları bu kadar açık deşifre etmek ne kadar doğru? Evet bilmeliyiz, öğrenmeliyiz ama dizi sebebi ile tam anlamı ile öğrenemeyenlerde nasıl bir etki yapar? Mesela bu diziyi izleyen 10 yaşında bir çocuğun Obsesif Kompülsif Bozukluk dediğini duydum. Nereden öğrendiğini sorduğumda Masumlar Apartmanı dedi. Orada öyle bir tanım geçmedi dedim. Oradaki insanların sorunlarını Google’a yazdım bu sonuç çıktı dedi. Ardından ‘sanırım ben de Obsesif Kompülsif Bozukluk var’ demesi çok şaşırttı. Sebebi ise başladığı işi yarım bırakmayı sevmiyor olmasıymış. Gördüğünüz gibi herkes durumu doğru anlamayabiliyor. Hali hazırda göreve devam eden bazı psikiyatrların bu gibi dizilere tepki gösterdiğini de gördüm ama anlaşılır bir açıklama yapmadıkları da gözümden kaçmadı. İsterim ki, gerek Kırmızı Oda, gerek Masumlar Apartmanı bu detayları atlamasın. Dizi izlerken bilgi sahibi olmak çok güzel ama o bilgiyi almaya hazır olmayanları da düşünmek lazım. Sevgimle…
