Her derdimiz bitti, sosyal medyada mavi tik peşine düştük! Evet, bu hafta bu konudan bahsedelim; hırslara bakalım örneklerle… Mavi tik ne demek? Bilmeyenler için bunu anlatayım. Sosyal medyada mavi tik demek onaylı hesap olmak demek. Yani ünlü isimler ve kurumsal isimlerin diğer hesaplardan ayrı olması demek. Onaylı hesap olmanın net bir şartı yok aslında. Şu kadar takipçi sayısı, şu kadar etkileşim gibi rakamlara takılmıyor Instagram. Google’da haberleri olan kişiler, sanatçılar gazeteciler sporcular bloggerlar mavi tik alabiliyor. Bunun yanında kurumsal markalar da öyle. Hatta Instagram bunun için bir form oluşturmuş, O bölümü doldurup gönderiyorsunuz ve uygun hesap olduğunuz görülürse mavi tik alıyorsunuz. Yani alacağınızı zannediyorsunuz! Sürekli olumsuz cevap geliyor size. Neden? Arka planda dönen başka şeyler var, mesela ajanslar. Onlar olmadan mavi tik alamıyorsunuz! Ajans demek para demek, bu parayı vermeye razı olursanız mavi tik sahibi yani onaylı hesap oluyorsunuz. Haa bu arada ünlü biri olmanıza, bir yerlerde haberinizin çıkmasına filan gerek yok. Paranız varsa düdüğü çalıyorsunuz ama hiç Nasreddin Hoca saflığı ve samimiyeti ile olmuyor bu. Şimdi Biraz Stalk Gelin yine isimler vererek anlatayım size. Örnekler daha açıklayıcı olur çünkü. Fazıl Say’ın Instagram hesabına bir bakın lütfen. Mavi tik yok. Nasıl yani? Onaylı hesap olamayacak kadar ünsüz mü Say? Muhtemelen bu sisteme girmek istemedi. Suat Sungur sayısız tiyatro oyunu, sayısız dizide yer almış bir sanatçı. Google’a adını yazın bakalım neler bulacaksınız. Onaylı mı hesabı? Değil tabii ki. Mavi tik alacak ölçülerde değil mi yani? Ah sosyal medya. Zafer Peker’i tanımayan var mı? Kaç nesil şarkıları dinlenen Z kuşağının dahi 30 yıl önceki şarkılarını ezbere bildiği bir isim. Hani mavi tik? Muhtemelen istenilen parayı vermek istemedi kendisi ki, bence de verilmemeli zaten. Geçtiğimiz günlerde bir paylaşımımı sarışın, ilginç fotoğrafı olan bir kadın beğendi. Mavi tiki vardı, merak ettim profiline girdim. Dj bilmem kim yazıyordu. Tanımadığım için Google’da aradım. Sadece Instagram hesabı çıktı karşıma. Tek bir haberi bile yok. Ama onaylı hesap. Ben size daha ne anlatayım? Adaletsizliğe başka isim bulmalı artık, yaşananlara bu isim yetmiyor çünkü. Sosyal medya fenomeni olarak anılan ve hiç bir hünerleri olmayan kişilerin onaylı hesap olmaları konusuna hiç girmiyorum. Hemen bu noktada bir konuya açıklık getireyim, mavi tik almış olan ünlüleri eleştirdiğim asla düşünülmesin, elbette alacaklar; sadece adaletsizlikten bahsediyorum burada. Parası var diye yarı çıplak fotoğraflar paylaşan sahte sarışın neden onaylı hesap olabiliyor? Neyse… Hepinize iyi insanlar, adaletli platformlar dilerim. Sevgimle…
Kategori - Köşe Yazarları
Köşe yazarlarının güncel ve arşivdeki tüm köşe yazılarını okumak için Bi’Dolu Magazin’in Yazarlar sayfasını takip edin. Güncel köşe yazılarından geride kalmayın.
Pınar Gültekin’in Katili Kim?
Bu nasıl bir başlık diye düşünenler vardır elbette içinizde. Pınar Gültekin’in katili gayet tabii Cemal Metin Avcı diyorsunuz. Evet katil bu şahıs ama azmettirenler? Hiç düşündünüz mü? Bir insan diğer bir insanın canını neden alır? Bir erkek, bir kadının canınını neden alır? Kendinde bu hakkı nasıl bulur? Bakın geçmişte yaşananlara, ne görüyorsunuz? Biri karısı ayrılmak istediği için öldürmüş, diğer beraberlik teklifini reddettiği için öldürmüş. Bir başkası açık giyindi diye tecavüz etmek istemiş, başaramayınca öldürmüş veya başarmış ve öldürmüş. Bunların hangisi gerçek sebep olabilir? Bir insanın hayatını sonlandırmak için hangi şey gerçek sebep olabilir biri açıklasın bana! Tabii ki mantıklı bir sebep gösteren olamaz. Peki neden bu erkekler, yukarıda saydığım sebepleri sıralayarak itiraf ediyor yaptıklarını? Neden bunlara kendi de inanıyor? İşte yazımın giriş kısmındaki konuya geldik, azmettiricileri yüzünden. Kimler azmettiriyor? Yakın çevre! Mesela Ayşe Hanım, oğluna küçükken vermeye başlıyor gazı. “Ne yemek hazırlayayım oğluma? Benim aslanım ne yerse onu yaparım ben” derken iyi ve ilgili bir anne olduğunu düşünüyor oysa orada “sen erkeksin senin dediğin olur” diyor farkında olmadan. Ahmet Bey diyor ki oğluna, “sınıfta beğendiğin bir kız var mı? anlayalım yaniiii”Aslında diyor ki seç beğen al, tercih senin sen seçeceksin. Göster amcalara pipini klişesine hiç girmiyorum. İğrençsiniz. En iyi, düşünceli anneler bile şöyle diyor “oğlum yapma yazıktır, günahtır üzme kızı. O da bir ana kuzusu” tamamen iyi niyetle söylenen bu cümlede kadının acınacak bir şahıs olduğunun altını çiziyor. Tehlikenin Farkında mısınız? Bu küçük çocuk büyüyor, yetişkin bir erkek oluyor. Zaten alt yapıda bir üstünlük vurgulanmış ve yerleşmiş kendisine. Sonra kendini bilmez bir sosyal medya fenomeni çıkıyor ve şöyle diyor: ” Ne olacak bu kadınlar? Şiddete uğradık, tacize uğradık, bizi vurdular… Tutun dilinizi! Kadın her zaman erkeğin bir adım gerisinde olmak zorunda.” Laflara bakar mısınız? Bu ne demek biliyor musunuz? İddialı ve yön veren sözler bunlar! Milyonlarca insan bu şahsı takip ediyor. Tehlikenin farkında mısınız? Alt yapısı üstünlük ile hazırlanmış, düşünmekten ve analiz yeteneğinden aciz olanlar bu sözlerden nasıl etkilenir? Hayırdır Sayın Murat Övüç? Hangi engin bilgi ve yetkinize dayanarak bu sözleri söylediniz? Siz eşinize zamanında, sizden geri durmadığında şiddet mi uyguladınız? Veya şimdiki sevgiliniz ile ilişkinizde bir adım geride mi duruyorsunuz? Neye dayanarak bu cesareti kendinizde buldunuz? Sizin yapmak istediğiniz ne? Zaten bir insana yakışmayacak çirkin kelime ve el hareketleri ile gençlerin aklında kalıyorsunuz, şimdi de şiddete azmettirmek mi amacınız? Sormam hata tabi, söylediklerinizle direkt bunu yapıyorsunuz. Çok isterim; bir savcı çıksın, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan veya daha uygun bir maddeden size bir dava açsın. Bakalım o zaman at benim meydan benim diye bağıra bağıra konuşmak nasıl oluyor. Bu olay yanık-tiktak diye bağırmaya, belden aşağı konuşmaya, göstere göstere yardım yapmaya benzemez. Dilerim ibretlik bir ceza alırsınız. Bu Organize Bir Suçtur! Evet sevgili okuyucu, gördüğünüz gibi Pınar’ın katili bir tane değil. O sadece tetikçi. Bu organize bir suçtur. Net! Bakın Pınar’ın sonu belli olduktan sonra halkın bir kısmı isyan ederken bir kısmı da katile hak verdi. İşte bu hak verenler de, onların yetiştireceği çocuklar da birer kadın katili adayı. Yorumlardan birinde “adam evli, kız ona kuyruk salladı bunu hak etti” diyor. Anlayamadım? Evliyken bir başka kadınla ilişkiye giren biri zaten baştan yanlış yapmış ve insanlar bir de üstüne cinayet işlemiş birini böyle savunuyor. Kaldı ki Pınar istediği için bu birliktelik oluştu diyelim, karşılığı ölüm mü olmalı? Söyleyecek söz çok ama anlayacak insan az. O sebeple ben yazıma buralarda bir nokta koyayım. Son ricam; çocuklarınızı yetiştirirken kadın erkek ayırmadan insanların saygıya değer ve önemli olduğunu vurgulayın. Erkek yapar kadın yapamaz algısını istersek değiştirebiliriz. Varsa kendi çocuğumuz, yoksa çevremizdeki diğer çocuklardan başlayalım. İnsana saygıyı öğretelim. Yapacağımız bu; cinsiyet belirtmeden insana saygıyı kabul ettirmek, gerek anlatarak gerek uygulayarak. Kalın sağlıcakla… Nihal Yeşiltaç Oran
Hangisi Haklı?
Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen bir hadiseden bahsedeceğim bugün. Aslında bakarsanız haber taze değil ama o kadar etkileşim aldı ki, ben de köşeme taşımak istedim. Özdemir Erdoğan’ın Zeki Müren hakkında söyledikleri ve buna Rober Hatemo’nun verdiği videolu cevaptan bahsediyorum. Sessizce ilerleyen bir magazin olayı bu. Hatırlayalım; Özdemir Erdoğan, Zeki Müren için ne demiş? “Ya bu adama Paşa dediler. Bir Allah’ın kulu paşası da çıkıp, ya buna madam deyin, başka bir şey söyleyin ama Paşa demeyin orduyu ilgilendiriyor bu demedi. Böyle bir şey olur mu? Zeki Müren rol model oldu. Sonra bir sürü kötü örnekleri çıktı.” İşte tam bunları söylemiş ve eklemişti. “Elton John hiçbir zaman böyle pespayelik yapmadı” Böyle bir insana ben de yakıştıramadım tabii bu sözleri ama Rober Hatemo biraz daha fevri davrandı, kendini durduramamış. Söyleyeceklerini bir kağıda yazmış, geçmiş kamera karşısına. Biri de arkada yazdığı metni tutuyor rahat görsün okusun diye. Peki o ne demiş? “Sayın Özdemir Erdoğan; şarkı söyleme biçiminizden ve sesinizden hepimiz her an boğulacakmışız gibi hissederdik. Hiç bir heteroseksüel birey, Zeki Müren ruj sürüyor diye ruj sürmez. ” Daha bir sürü laf. Haklı mı evet haklı! Seversiniz sevmezsiniz ama Zeki Müren bir dönem bu ülkeye damgasını vurmuş, bugünlere gelebilmiş bir sanatçı. Değil Özdemir Erdoğan, hiç kimsenin bunu tartışmak haddi değil. O dönem Paşa lakabı ve Sanat Güneşi lakabı ile benimsenmiş. Bunu tartışmak gayet gereksiz bir durum. Sosyal medyada konuyu paylaştığımda gelen mesajların tamamında Rober Hatemo’nun haklı olduğu söyleniyordu. Evet ben de haklı buluyorum. Bir detay hariç! “şarkı söyleme biçiminizden ve sesinizden hepimiz her an boğulacakmışız gibi hissederdik” bu cümle tamamen amacını aşan bir cümle. Orada duygular anlatılırken, yapılan saygısızlık vurgulanırken Hatemo’nun bu konu ile giriş yapması hiç şık olmamış. Amacı Ne? Olayı gelin başka yerden inceleyelim. 80 yaşında bir üretici bir müzisyen, sektöre yıllarını vermiş. Neden kendini bu hale düşürür? Yaşının yarısı kadar bir şarkıcıdan bu lafları neden duyar? Yani ne gerek var? Belli bir saygınlığı var, yıllarca herkes onu el üstünde tutmuş, neden bu sivri çıkışı yapar? Yeniden gündeme gelmek mi? Olur mu olur! Yani dostlar bu camia gerçekten bir garip. Kimi üstüne vazife olmayan hamleler yapar, kimi saçmalar kimi haddini aşar! Ne uğruna? Kalın sağlıcakla… Nihal Yeşiltaç Oran
Covid-19 Basın Açıklaması Yaptı!
Gülmeyin, doğru söylüyorum! Yaşananların tek mantıklı açıklaması olabilir. O da Sevgili Covid-19 basın açıklaması yaptı, bizim haberimiz olmadı! Yeni Normal diye adlandırılan ve bazı yasakların kalkması, engellerin esnemesi sonrası karşımıza çıkan dönemden bahsedeceğim bugün. Çevrenize bir bakın, sosyal medya hesaplarınıza girin bir bakın. Ne görüyorsunuz? Bir çok şey ne kadar normal değil mi? Sosyal mesafe yok olmuş, maskeler fora! Peki daha çok nerede görmek mümkün bunu? Bilinci kıt, maneviyatı yok olmuş insanlarda tabii. Geçtiğimiz günlerde bir görüntü geldi bana. Takip etmediğim, hiç bir türlü ilgimi çekmeyen ama bir şekilde ünlülerle adı anılan bir beyefendinin paylaşımını izledim. Burası Bodrum’da bir mekan, canlı müzik var. Sahnede bir solist, muhtemelen ekmeğinin derdinde. Ama bizim sonradan ünlü olma ve benim hala bu durumuna anlam veremediğim kişi, yine tanınan isimlerle inanılmaz samimi vur patlasın çal oynasın. Mekanda herkes dip dibe. Öyle ki, sosyal mesafeyi geçtim, toplum kurallarına aykırı samimiyetler. Bir başka ünlü ki ben kendisini oldukça severim, başarılı bulurum; bir Instagram hikayesi paylaşıyor. Farklı bir şehire gitmiş, orada kendisini çok iyi ağırlamışlar filan. Hayranları ile çekilmiş fotoğrafını paylaşmış. Hayranlarında maske var, kendisinde yok, nasıl yani? Bir çok ünlü isim, bu virüs riski ülkemizden hatta dünyadan tamamen kalkmış gibi davranıyorlar. Kalabalık eğlence masaları, partiler daha neler neler. Yani örnek sıralamaya kalksam sayfalar yetmez. Bu kadar örnek sanıyorum durumun ne kadar vahim olduğunu anlatmaya yeter. Tabii sizin gördükleriniz de yanına bonus. Tüm bunlardan sonra insan düşünmeden duramıyor; ben maske takıyorum. Tatil planlarımı mümkün olduğunca sakin yerler üzerine yapıyorum belki de bu sene tatile gitmem o derece. Arkadaşlarımla buluşmuyorum, yavaş yavaş başlayan davetlere katılmıyorum. Neden? Çünkü tehlikenin farkındayım. Siz de öyle! Peki şu yukarıda yazdıklarımın mantıklı bir açıklaması var mı? Hayranları ile buluşurken maske takmayan paşa neyine güveniyor? Peki ya para harcamak için ünlülerle ünlü olan kişi neyine güveniyor. Bu Nasıl Bir Kendini Bilmezlik? Covid-19 ile nasıl bir anlaşma yapmış olabilir bu insanlar? Bodrum virüsten muaf mı tutuldu veya benzeri yerler? Bu nasıl bir cürret? Bu nasıl bir kendini bilmezlik? Birbirlerinden alacakları virüsü size bana öbürüne getirme riski büyükken bu nasıl bir gafillik? İnanılır gibi değil. Bir de komik gelse de dram bir durum var ortada, o da halkımızla ilgili. Maske takılmalı ve sosyal mesafe korunmalı uyarısı ardından biliyorsunuz sokağa dökülen halk bu uyarıları önemsemedi. Sonra ‘maske takmayana şu kadar para cezası’ denildi ve herkes yüzünü gözünü kapadı. Tabii ünlüler hariç, onlar maskeyi takmaz parasını öder. Neyse burada görüyoruz ki, kendi sağlığı, ailesinin ve çevresinin sağlığı için bu uyarıyı önemsemeyen insanların, para cezası söz konusu olunca maskeleri en değerli aksesuarları oldu. Bu kişiler arasında bu yazımı okuyan olursa şunu düşünsün; maske takmamak araç kullanırken kemer takmamak gibi bir şey değil. Kemeri takmazsanız zararı size olur. Ama maske takmazsanız eşinize, anne babanıza, çocuğunuza, mahaller bakkalına, apartman görevlisine kuryeye kadar akıl almaz bir zincir yaparsınız. Son sözüm Sevgili Covid’e. Canım benim, dünyayı alt üst getirdin kıtalar dağıldı, toplanamıyor. Eğer bu dünyadan alıp gitmen gereken bir sayı, bir kota varsa lütfen çevresindeki insanların sağlığını hiçe sayanlar arasından seç. Onlarla doldur kotanı ve defol git lütfen. Nihal Yeşiltaç Oran
Koronavirüs Günlerinde Hep Üretti!
Işıl Yücesoy deyince akla ilk kalite geliyor! Yaptığı her işte dört dörtlük bir çalışma içinde oluyor ve üretici yanı ile de farklı projelere imzasını atıyor. Koronavirüs nedeniyle evlere kapandığımız günlerde yine boş oturmadı Işıl Yücesoy. Öyle sosyal medyada canlı yayın açıp da boş boş muhabbetlerin içinde hiç olmadı. Masallar seslendirdi çocuklar için , şiirler okudu yetişkinler için ve en son da esas bombayı patlattı ve arşivlik bir işe imzasını daha attı. Sezen Aksu’nun 10 şarkısını seçti ve ilk etapta piyanist ve besteci Murat Aşkan’ın düzenlemesiyle ‘Kaybolan Yıllar’ ve ‘Şarkı Söylemek Lazım’ şarkılarını seslendirip sosyal medya danışmanı Aytuğ Scioti’nin kurgusuyla hazırlanan video klipleri dinleyicilerine sundu. ‘Sezen Aksu Sokağı’ projesi dinleyicilerden tam not aldı. Son dönemde o kadar çok Sezen Aksu şarkısı okuyan olmasına rağmen Işıl Yücesoy’un bu eşsiz çalışması diğerlerine fark atar bence Oyunculukta ve şarkıcılıkta dolu dolu geçen senelerin biriktirdiklerini tıkır tıkır işleyip hep üreten bir kadın Işıl Yücesoy. Yani ben oldum artık diye köşeye geçip oturmayan, çalıştıkça parlayan ve sevilen isim o!… Funda Erkoç
Özlemişiz Seni Sefirin Kızı!
Bir salgın geldi tadımızı tuzumuzu aldı.Hayatımızın her noktasına olumsuz bir dokunuşu olan bu pandemi döneminde dizilerde o olumsuzluklardan nasibi aldı. Severek izlediğimiz çoğumuzun müdavimi olduğu dizilerin setlerine ara verildi. Uzun süren aradan sonra diziler birer birer sete çıkmaya başladı ve yeni bölümleri yeniden izleyicisiyle buluşmaya başladı. İşte bu ekrana dönüşü hasret ve sevinçle karşılanan Sefirin Kızı yeni bölümü ile star tv’de ekrana geldi. Uzun bir aradan sonra yeniden ekrana merhaba diye Sefirin Kızı dizisinde Gedizi, Nare’yi Sancar’ı yeniden ekranda görmek sanırım pek çok dizi severi mutlu etti. Biraz fazla geriye dönüşlerin olması bile sanırım seyirciyi rahatsız etmemiştir verilen ara sonrası biraz geriye gitmek eskileri hatırlamak kimseyi rahatsız etmiş olamaz diye düşünüyorum Başından beri diyorum Engin ile Neslihan‘ın uyumları çok iyi ve maşallah bozulmadan devam ediyor… Sancar ve Nare aşklarına rağmen çekişmesi, Nare’nin gitmek mi zor ?kalmak mı zor ? gitgelleri ve ağlaş ağlaş sahneleri ile Sefirin Kızı’nı ciddi özlemişiz… İlerleyen haftalarda sanırım şu pandemi döneminde ara verilmenin acısı kat be kat çıkartılacak!… Funda Erkoç
Snowpiercer İle Hayatı Sorguluyorsunuz!
Yıl 2013 başrollerini Chris Evans, Jamie Bell, Tilda Swinton’ın paylaştığı “Snowpiercer” filmi aradan geçen 7 yıl sonrasında karşımıza Netflix’te dizi olarak geldi. Snowpiercer filmini izlemiş biri olarak dizinin yayına girmesini heyecanla bekleyenlerdendim çünkü 2013 yılında filmde finali anlamakta zorluk çekmiştim. Hayatta kalan iki çocuğun normalde burnunuzun ucunu çıkarttığınızda anında donup düştüğü -100 küsurları bulan soğuk dünyada öylece canlı canlı kalarak ucu açık bir final merak içinde bırakmıştı beni. Neyse efendim dizi başladı ve 3. Bölüm yayına giriyor bile. Dizinin konusu ile filmin konusu arasında biraz farklılıklar var ama ana konu belli yapılan bir deney iklim dengesini darma duman ediyor. Ve Wilford isimli bir dahi ta çocukluk yıllarındaki bir hayalini gerçekleştirerek kendi kendine yeten bir tren tasarlıyor. Tüm dünyada hakim olan sınıf ayrımcılığının buram buram koktuğu hayatta kalma yolculuğunu başlatıyor. Dünyanın çevresinde dönen bir tren ve son kalan insan ırkının sığınağı olan bu trende sınıfsal adaletsizlik tavan yapmış durumda. Trenin ön kısmında yaşayan bol paralı şımarık burjuvalar ile trenin kuyruk kısmında açlıktan birbirlerini yemeyi göze alan bir kesim insanın, yapılan deneyler ve dünyanın küresel ısınma sonrası soğuğa, kıtlığa yenik düşerek bir trenin içinde 7 yıldır dönüp dururken. her şeyin yolunda gibiymiş gibi gözükürken aslında işlerin hiçte öyle olmadığını izliyoruz. Filmde ve dizide de kuyruktakilerin yönetimi ele geçirme çabasını izliyoruz ama biraz farklılıklarla…. Dizide filmdeki karakterlerin yanına yeni karakterler eklenmiş ve bu karakterler zaman zaman insanlığı sorguluyor ,bazen vicdanlarına yeniliyor bazen de otoriteye baş eğiyor. Dizide filmde olmayan bir cinayetler sinsilesi üzerinden devam ediyor konu ve otoriteye baş kaldıran kahramanımızdan bu cinayetlerin çözümü için ricacı oluyorlar bazı imtiyazları öne sürerek! İnsan snowpiercer izlerken aslında dünyanın yok oluşuna sahne olan her olayı sorguluyor. Özellikle son yıllarda tüm dünyada yaşanan felaketleri, insanlık adına yaşanan tüm acıları gördükten sonra böyle bir tren çokta ütopik değil diye düşünüyorum!
Hande Yener Pencere’yi Araladı!
Zor günler yaşıyoruz belki de insanlık olarak dünyaya yaptıklarımızın cezasını çekiyoruz…
